Makaleler

Makaleler

Yazan: Av. Hakan İHTİYAR | 2021-04-19

İHALENİN FESHİ

Borçlunun borcunu, vadesinde veya kendi rızasıyla ödememesi durumunda devreye İcra ve İflas hukuku girer. Modern hukuk sistemlerinde kişinin hakkını kendisinin zorla almasının (ihkak-ı hak yasağı) yasak olmasına paralel olarak İcra İflas Hukukunda da alacaklının alacağını kendi başına  alması yasaklanmıştır. Zira alacaklının, hukuk dışı yöntemlerle ve devlet desteği olmadan alacağını tahsil etmesi durumunda toplumsal düzenin varlığından söz edilemez. Bu nedenle alacaklının haklarının korunması ve alacağının tahsil edilmesi devletin yükümlülüğündedir. Borçlunun borcunu vadesinde veya kendi rızasıyla ödememesi durumunda, borcun devlet tarafından zorla tahsil edilmesi, cebri icra olarak adlandırılmıştır. Borcu ödenmeyen alacaklı, İcra dairesine başvurarak alacağının tahsil edilmesi için icra takibi başlatabilir. İcra takibinin kesinleşmesi ile birlikte, borçlunun malvarlığında bulunan taşınır veya taşınmaz malları icra müdürlüğünce haczedilir. Haczedilen mallar alacaklının satış talebi üzerine, İcra Müdürlüğü tarafından paraya çevrilmek suretiyle alacaklıya ödenir. Şayet paranın haczi söz konusuysa, haczedilen para başka bir işleme gerek olmaksızın alacaklıya ödenir.

İcra İflas Hukukuna göre haczedilen edilen mal veya hakların paraya çevirme işlemi açık artırma ve pazarlık usulü olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir. Haczedilen taşınır mallar kural olarak açık artırma usulüyle, istisnai olarak pazarlık usulüyle paraya çevrilirken; taşınmaz mallar sadece açık artırma ile paraya çevrilebilmektedir. İcra Müdürlükleri tarafından yapılan bu satış işlemleri sırasında usulsüzlük yapılması halinde, ihalenin iptal edilmesi için şikayet yoluyla İcra mahkemesinden ihalenin feshi istenmelidir. İhalenin feshi, İİK’nun 134.maddesinde düzenlenmiştir. 134.madde sadece açık artırma usulüne uygulanmaktadır, paraya çevirme işleminin pazarlık yoluyla yapılması durumunda ihalenin feshi mümkün değildir.

Yazan: Av. Barış DURNA | 2021-04-04

NİŞANIN BOZULMASININ HUKUKİ SONUÇLARI

Ülkemizde oldukça yaygın olması nedeniyle nişanlanma bazı şartlara bağlanmış ve nişanlanmanın hukuki sonuçları düzenlenmiştir. Bu sayede nişanlanma, Türk Medeni Kanunu’na bir aile hukuku kurumu olarak girmiştir. Nişanlanmanın bir hukuki ilişki olması sebebiyle, taraflara bazı hak ve yükümlülükler yüklenmiş ve bunlara aykırılık halinde yaptırımlar öngörülmüştür.

 Nişanlanma ile birlikte taraflar karşılıklı olarak birbiriyle evlenme vaadinde bulunurlar. Dolayısıyla nişanlılık dönemi, evlenmeden önceki aşamayı ifade etmektedir. Nişanlanmada her bir taraf, ileride evlenmenin gerçekleşeceği yönünde diğer tarafa söz verir ve çevreye karşı da güven oluştururlar. Nişanlanmanın evlenme için zorunlu bir adım olup olmadığı hususu ise oldukça tartışmalı bir konudur. Ancak yaygın olan görüşe göre, nişanlılık ilişkisinin evlenmeden önce mutlaka kurulması yönündedir. Nişanlanma taraflara evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermemektedir.

Yazan: Av. Hakan İHTİYAR | 2021-03-09

 

AİLE KONUTU VE AİLE KONUTU ŞERHİ

Geçmişten günümüze aile kurumu Türk toplumu için büyük önem arz etmiştir. Aile kurumunun ve birliğinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacıyla birçok hukuki düzenleme hayatımıza girmiştir. Bu düzenlemelerden en önemlisi şüphesiz ki 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’dur. Aile kurumunun, toplumun temel taşı olarak görülmesinin bir sonucu olarak TMK’na bakıldığında bu konuda, oldukça fazla düzenlemenin yapıldığı görülecektir. Bu kanun maddeleri yıllar içerisinde özellikle kadın erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla büyük değişikliklere uğramıştır. İşte bunlardan biri de aile içerisindeki eşitsizliğin önüne geçilmesi amacıyla hayatımıza giren aile konutu ve şerhi kavramlarıdır.

 

Yazan: Av. Barış DURNA | 2021-03-01

 2. El ARAÇ SATIŞINDA SATICININ AYIPTAN DOĞAN SORUMLULUĞU

Günümüzde özellikle 2.el araç satışının büyük rağbet görmesi ile birlikte bu konuda ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklar da bir hayli artmıştır.  Ülkemizde her sene milyonlarca ikinci el araç satışı yapılmaktadır. Bu nedenle satıştan sonra ortaya çıkan ayıplar nedeniyle binlerce alıcı mağdur olmakta ve haklarını kullanırken pasif kalabilmektedir. Satıcının ayıplı mal satışı yapması durumunda, belli şartların varlığı halinde sorumluluğu doğabilmektedir. Eğer alıcı 2. el aracı, araç satışını meslek edinmiş bir kişiden(örneğin galerici vb.) satın almamış, yani sıradan bir kişiden satın almışsa  bu işlemden doğan hukuki uyuşmazlıklar Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır. Bu makalenin konusunu, araç satışını meslek edinmemiş kişilerden alınan 2.el araçlarda ortaya çıkan ayıplar oluşturmaktadır.